Berlin'de Sonbahar romanının yazarı Defne Seidel ile bir Söyleşi


Son zamanlarda oldukça güzel bir esere rastladım. “Berlin'de Sonbahar” Kitabın ismi romantik bir hikayeyi çağrıştırıyor. Hepimiz bu güzel eseri ve yazarını tanımayı hak ediyoruz. İşte sizlerin de tanımaktan keyif alacağı yazarımız Defne Seidel.

Defne Hanım sakıncası yoksa ben bu güzel sohbetimize iki ana kadın karakterinizin karşılaştığı anda fonda çalan Nazende Sevgilim şarkısı da eşlik etsin istiyorum. Berlin sokaklarının en sevilen cafesindeyiz. Soğuk olsa da sıcacık birer kahve söylüyoruz.
Tabii, çok güzel olur.

Defne Hanım söyleşimize geçmeden önce davetimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. (Sıcacık kahvelerimizden birer yudum alıyoruz.)
Ben de teşekkür ederim bana güzel Berlin gününde eşlik ettiginiz için ...

Defne Seidel'i tanımak için sabırsızlanıyoruz. Herkesin bir hikayesi vardır. Sizin hikayeniz nedir?
Türkiye’de doğdum. Doğduğum topraklar karakterim; benim dediğim herşeyi etkiledi. Kültür ve anane adına bildiğimi düşündüğüm ne varsa benimle bir yoğruldu. İbni Haldun’un da dediği gibi “Coğrafya kaderindir.”

Haklısınız ben bazen şöyle de diyorum: “Üslubun kaderindir” Lütfen devam edelim.
Evlenip Almanya’ya taşındım. İnsan bir yere taşınınca sedece fiziksel olarak bir taşınma olmuyor. Önce zihniniz zincire bağlanmışçasına sizi prangalıyor. Bildikleriniz yapageldikleriniz sıfırlanıyor. Gurbet insanı güncel deyimle “resetler”. Türkiye’de yarım bıraktığım bir eğitim süreci de buna eklenince uzun süre değişimin sindirilmesi için emek verdim. Öğrenme ve kendini geliştirme merakım beni zinde tuttu. Ama öyle ya da böyle günler yıllar geçip yaş 35'e dayanınca hayatı algılayış şeklimde bir değişim olduğunu fark ettim.
Zamanımı daha bilinçli kullanmaya karar verdim.

'Akıllı insan zamanı iki kere kullanır' diye bir söz duymuştum ne kadar da doğru imiş.
Evet, bildiklerimi paylaşmak için bir yöntem seçmem gerekiyordu. Çocukluk ya da gençlik hayallerinin peşinden koşabildiğiniz kadar şimdiyi biçimlendirebiliyorsunuz. Ben aslında Gastarbeiter (İşçi Ailesi) çocuğuyum o yüzden göç kavramı ile büyüdüm. Gidip-gelmeler, uzak mesafeler, mektupların içerisine iliştirilmiş fotograflar, tanıdıklar için binbir zahmetle hazırlanmış hediyeler...Hepsi gurbete özleme dair...

Neden yazmak istediğiniz sorusunu düşündünüz sanırım. Galiba yazmak sizin için bir tohum olup birlikte büyümüşsünüz?
Çocukluk hayali ya da verdiğiniz sözde mutabık kalmak deyin benimkine... Yazmak istiyordum mümkünse de başka bir dile çevirmek....

Neyi yazmak istediniz?
Bu kısımın oturması sanırım biraz uzun sürdü. Karar vermek her zaman kolay değil.
Anlıyorum.
Önceleri ailemin göç hikayesini kaleme almak istedim. Bildiklerim diğer insanların bildiklerinden daha farklı değildi. Çocuksu bir macerayla harmanlanmış olan ilk kitabımı yazdım. O zaman anladım ki yazmayı istemek yeterli değilmiş. İlhamı da beklemeliymişsiniz. Ne yapalım bekledim ben de...

İlk kıvılcımlar nasıl oluştu peki? Gerçekten yazarların böyle zamanları beklediğini söylemesi doğru o zaman. Bazen gizem merakın esiri yapıyor bizleri. Yazmak büyülü birşey olsa gerek.
Hem de nasıl! Daha önce çocuklar için küçük öyküler hazırlamıştım ama roman bambaşka bir işe soyunmak demekti. Yürümek benim için bir terapidir çoğu zaman ...Yürümek saatlerce...Yine böyle bir gün sokalarda yürürken “Berlin'de Sonbahar"ın ana fikri belirdi. İnanın o günlerde, 'Ne yapabilirim?Nasıl yazabilirim?' diye düşünmekten beynim zonkluyordu.

Oldukça sancılı bir süreç olsa gerek...
Ana fikrin yerleşimini yaptıktan sonra ayrıntıları yerleştirmek hikaye gelişimine bıraktığım bir şey oldu. İlk heyecanı attıktan sonra herşey daha farklı yapılaşmaya başlıyor. Açıklaması zor olsa da ana hatlarını ya da tümünü bilerek yazdığınızı söyleyebilirim. Beyninizle gördüğünüz haritayı elinizle çizmek gibi. Geçişleri sanki zihninizde başka insanlar yapıyormuş gibi geliyor duyunca ama değil hepsi sizsiniz .... Son noktayı koyduğumda 'Bitti,' dedim. Bunu anlatmak istedim.

Klasik bir soru olacak ama kitapta Defne Seidel'i de bulacağız o zaman... Kurgu kadar sizin de izlerinizi görebileceğiz.
(Gülümsüyor) Türlü anlatımlar olsa da bir yazarın eseri o yazarın her halinin çıktısı olmadığını düşünmek ezbere bir yaklaşım olur. O yüzden benim his dünyam, duygularım hayata bakış perspektifim kitaba olduğu gibi aktı. İlerleyen yazma serüvenimde ise dramı denemek istiyorum.

Yeni şeylerin tasarım kokusunu alırım sanki ...
Hayat akıyorsa bir ucundan tutmamak olmaz değil mi?

Bildiğim kadarı ile çocuklar için hazırlamış olduğunuz kitap, gençlere dönük başka bir çalışma ve Berlin'de Sonbahar. Şimdi nasıl bir şeyler planlıyorsunuz? İşin aslı Berlin'de Sonbahar ile okuyucularınızın ağzına bir parmak bal çalmış olduğunuzu düşünüyorum.
Hedefim hayatın daha karmaşık ve dramatik yönlerini ele almak. İyi bir gözlemci olduğuma inanıyorum. Yazdığınız herşeyi yaşamış olamazsınız. Yazarken çokça düşünüyorum. Her adımın gerçekçi bir efekt oluşturması için emek veriyorum.

Yazar ile okuyucuyu ayıran nokta burası sanırım. Okuyucular gerçekle kıyaslıyor okudukları herşeyi uyuşmazlık ise sanırım beğenilmemenin temel sebebi....
Samimiyet ve içtenlik bir yazar için önemli duygular. İçinde yaşadığı topluma ayna olabilmek eğrisi ile doğusuyla gerçeği yansıtmak... Romanımı okuyanlardan en çok duyduğum sorulardan bir tanesi kimden esinlendiğim yönünde... Berlin'de Sonbahar'ın karakterleri kurgu ve yaşadıkları olaylar hayal ürünü, sadece mekanlar gerçek.

Karakterlerinizi bilmem ama ben sizinle birlikte eserinizi okurken Berlin sokaklarında dolaştım. Açıkça şunu söylemek isterim ki, Berlin’i o bilinen şanından kurtarmışsınız. Başka bir gözle izledim Berlin’in o geniş sokakları, tarihi, geçmişin izi mana değiştirdi.
Ne mutlu bana çünkü benim gözümdeki Berlin böyle idi ... Demet’in Berlin’i....

Hala böyle Demet gibi insanların varlığını bilmek sanırım yaşadığımız dünyayı daha güzel ve masum kılıyor.
Siz de bilirsiniz Berlin nam-ı diyar Küçük İstanbul! Türklerin yoğun olarak yaşadığı Avrupa'nın nadide şehirlerinden...Bizim Berlin’imiz.

Romanızın iki dilde yayınlanmış durumda, Türkçe ve Almanca. Ana dilinizde hazırladığınız, peki çeviri fikri, gelişimi nasıl oldu?
Kitabın Almanca çevrisine kendim başlamaya karar verdim başlarda, ama ikiyüzelli sayfalık bir metin gözümde büyüdükçe büyüdü ve korkuttu beni. Planlar hazırladım çeviriyi kolaylaştırmak için, iki dile de hakim olan arkadaşlarımla çeviriyi kontrol ettik. Epey yorucu bir süreçti.

İnanın ben buna değdini düşünüyorum. Zira anlaşılabilmek bazen zahmetli oluyor ama sizin ki tam çılgınlık hem yazıp üstüne birde çeviri yapmak, tebrik ederim.
Farklı dillerde okuyucularınız tepkileri ortak mı yoksa her kültür kendine göre mi özümseme yapıyor...
Tepkiler, dikkat edip bana sorulanlar Alman ve Türk okuyucularım için bambaşka...Her insan kendi hassasiyetlerine göre bir yaklaşımda bulunuyor...

Kitabınıza dair ben de şunları söylemek isterim.Yakın zamanda Türk kültürüne has yansımasının bu kadar gerçekci olduğu bir eser okumamıştım. Sanırım böylesi kendimize ait bir esere ihtiyacımız varmış. Kaleminize ve size bize bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Son sözlerinizi alalım.
Aslolan hayattır, yazmak hayata ayna tutmak, hayatın aynadan yansıyan aksini izlemek... Yazarın hayattaki duruşuna ve hayata bakışına göre yansımalar değisir ve farkli hikayeler ortaya çıkar...


                                                                Defne Seidel -Neslihan Aytaç Röportajı
                                                                           
                                                                              12.11.2019 - Berlin

Berlin'de Sonbahar Roman

İki kadın, sır dolu geçmiş ve Berlin'de geçen bir aşk öyküsü…
Selim Serter oteller zincirinin tek varisidir. Alzheimer hastası olan annesi Jasmin hastalığının ilerleyen dönemlerinde bazen Almanca bazen Türkçe konuşmaktadır. Bu yüzden sebebi bilinmeyen sinir krizleri geçirdiği zaman ona ulaşmak zorlaşmaktadır. Demet ise Berlin'de Türk ve Alman Alzheimer hastalarına hizmet veren bir bakımevinde çalışmaktadır. Bu şekilde ömrünün sonbaharını yaşayan Jasmin ile Demet'in yolları Berlin'de kesişir. Jasmin unutmak istediği geçmişindeki sırdan kaçamaz. Genç kız, Jasmin Hanım’a yardım etmek ister. Oysaki kendi geçmişinde de ne olduğunu çözemediği bir sır vardır. Hayat karşısına gerçek aşkı çıkardığında da geçmişindeki sır peşini bırakmaz...
İçe dokunan sıcacık bir hikâye ile Berlin’deki Türklerin yaşamından kesitler sunan bu romanda toplumumuzun kadın erkek ilişkilerine bakışı da sorgulanıyor.
Defne Seidel masal okumayı ve yemek yapmayı seviyor. Bu ara resme merak sardı. Roman yazmaya her daim devam ediyor. Romanlarında yaşadığı şehir olan Berlin'den izler var ve her bir romanında hayata başka bir pencereden bakıp değişik hikâyeler anlatıyor. Kendinizi o hikâyelerin birinde bulmanız dileğiyle...
(Tanıtım Bülteninden)

Hamur Tipi : 2. Hamur
Sayfa Sayısı : 254
Ebat : 13,5 x 21
İlk Baskı Yılı : 2019
Baskı Sayısı : 1. Basım
Dil : Türkçe

Barkod: 9786057754356

Arrangierte Ehe - Roman

Arrangierte Ehe

Jeder hat ein Geheimnis aus der Vergangenheit

von  Nesrin Kismar
‚Arrangierte Ehe‘ ist ein Roman, der das Leben der Deutsch-Türken zwischen Tradition und Moderne in allen Facetten zeigt und uns die türkische Kultur besser kennenlernen lässt.
Demet (22) ist eine junge und schöne Türkin, die sich auf die Behandlung von Alzheimer-Patienten spezialisiert hat und in einem deutsch-türkischen Pflegeheim als Pflegerin tätig ist. Jasmin kommt aus einer reichen Familie aus Istanbul, sie leidet an Alzheimer und trägt ein Geheimnis aus ihrer Vergangenheit mit sich. Als ihr Sohn Selim, ein junger und erfolgreicher Geschäftsmann, seine Mutter für die Behandlung nach Berlin, Jasmins Geburtsort, bringt, kreuzt sich sein Lebensweg mit dem von Demet. Die junge Frau hat keine Eltern mehr und lebt bei ihrer Großmutter Perihan. An einem Abend teilt Perihan ihrer nichts ahnenden Enkelin überraschend mit, dass sie bald Besuch bekommen würden, der auf Brautschau ist. Perihan gerät in einen schweren Konflikt...


13,90 €/17,40 SFr
ISBN 978-3-95631-644-9
377 Seiten
Deutsch
Paperback
566 g
20,5 x 12,5 cm
Erscheinungsdatum: 09.03.2018
Auch als E-book erhältlich (7,90 Euro)

Zur Leseprobe>> shaker-media.eu
über Amazon, Thalia und Shaker Media bestellbar

Liebe wie das Salz - Tuz Kadar Sevgi

Kinder- und Jugendbuch / İki Dilli Masal Kitabı

Türkçe-Almanca

Liebe wie das Salz / Tuz Kadar Sevgi

Türkische Volksmärchen in deutscher und türkischer Sprache

von  Nesrin Kismar, Judith Crawford
„Liebe wie das Salz“ ist eine Sammlung von zehn anonymen Volksmärchen aus Anatolien, Türkei. Erstmals wurden diese Märchen von Nesrin Ki?mar ins Deutsche übersetzt. Farbenfrohe Illustrationen von Judith Crawford begleiten die Märchen in deutscher und türkischer Sprache.

Es war einmal oder auch nicht. In früheren Zeiten, als das Sieb noch im Stroh war, als die Kamele Ausrufer und die Läuse Barbiere waren. Als ich die Wiege meiner Oma quietschend hin- und herschob, fiel sie aus der Wiege und ging mit meinem Opa über die Türschwelle. Meine Mutter schnappte sich die Zange. Ich entfloh und sie verfolgten mich. Sie verfolgten mich und ich entfloh. Wir gingen fern und nah, über Bäche und Hügel. Als wir einmal hinter uns blickten, sahen wir, dass wir in Wirklichkeit nur die Länge eines Gerstenhalms gegangen waren…
Nesrin Kismar wurde 1973 in der Türkei geboren und wuchs in Izmit auf. Nach ihrem Physikstudium an der Teknik Üniversitesi in Istanbul zog sie nach Deutschland, wo sie seit 1994 mit ihrem Mann und inzwischen 4 Söhnen lebt. Sie war 15 Jahre lang im Familienbetrieb tätig, bevor sie sich neben der Kindererziehung dem Schreiben widmete. Sie ist Autorin von Koch- und Kinderbüchern und betreibt seit Jahren einen Koch-Blog (www.nesrinkismar.com).

Judith Crawford wurde 1977 in der DDR geboren und wuchs in Berlin und Newcastle-upon-Tyne auf. Nach dem Studium der Europawissenschaften und der Internationalen Politik an der University of Edinburgh, Schottland, zog sie mit ihrem Mann nach Berlin. Sie hat 2 Kinder und ist in der Öffentlichkeitsarbeit beschäftigt. Seit ihrer Jugend ist sie als Malerin tätig (www.judithcrawford.de).

Nesrin Kismar und Judith Crawford haben sich im Fußballverein ihrer Kinder kennengelernt. Sie kamen ins Gespräch und stellten fest, dass sie beide Märchen lieben. Also beschlossen sie gemeinsam das Buch „Liebe so, wie Salz“ anzufangen ...

14,90 Euro / 18,70 SFr
ISBN:  978-3-95631-468-1
116 Seite
Deutsch-Türkisch
Paperback
174 g.
17 - 24 cm
Erscheinungsdatum: 09.09. 2017
Auch als Ebook erhältlich (9,90 Euro)

Zur Leseprobe>> shaker-media.eu

Rezensionen:
>> Arbeitsgemeinschaft Jugendliteratur und Medien (AJuM) der GEW  - 08.12.2018

Arda und der Spuk von Tegel - Roman

Kinder- und Jugendbuch

Arda und der Spuk von Tegel

Ein Tegeler Abenteuerroman

von  Nesrin Kismar
Arda war ein fröhlicher und neugieriger Junge im Alter von 11 Jahren. Er lebte mit seinen Eltern in Nord Berlin im grünen Tegel. Sein Vater Ahmet hatte einen Dönerladen, der durchgehend geöffnet war, das bedeutete 7 Tage in der Woche und fast 20 Stunden am Tag. Während Ahmet viel arbeitete, kümmerte seine Frau Reyhan sich um Haus und Kind. Reyhan stand immer früh auf und verbrachte ihr halbes Leben in der Küche. Lennard war der beste Freund von Arda. Und ihre Mütter waren auch gute Freundinnen. Als Arda mit seinem Freund in den Sommerferien zusammen durch die Gegend radelte, lernte er die Geschichten und Geheimnisse des grünen Tegel kennen, aber auch seine eigene Familiengeschichte, die mit Tegel eng verbunden war.


10,00 €/12,60 SFr
ISBN 978-3-95631-539-8
172 Seiten
1 Abbildung
Deutsch
Paperback
232 g
21 x 14,8 cm
Erscheinungsdatum: 18.04.2017
Als E-book erhältlich (5,90 Euro)

Zur Leseprobe>> shaker-media.eu

Rezensionen:

» Berliner Morgenpost  - 15.03.2018
» lalesbuecherwelt.blogspot.de  - 30.12.2017
» geschichtenentdecker  - 07.09.2017
» Blog "Ahus Books"  - 01.08.2017
» www.lovelybooks.de  - 07.07.2017
» Blog: Nana's Nähwelt  - 08.06.2017

Märchenküche / Masal Mutfağı

Kinder- und Jugendbuch / İki Dilli Masal Kitabı 

Türkçe Almanca


Märchenküche

Bekannte deutsche Märchen mit türkischer Übersetzung und vielen leckeren Rezepten

von  Nesrin Kismar
Lassen Sie sich von der „Märchenküche“ verzaubern! In diesem einzigartigen Buch gibt es 15 ausgewählte Märchen der Brüder Grimm mit integrierten kindgerechten Koch- und Backrezepten. Die Märchen werden in zwei Sprachen, Türkisch und Deutsch, erzählt. So können Sie Ihren Liebsten mal auf Türkisch und mal auf Deutsch vorlesen und dabei das Interesse mit eingebetteten einfachen Rezepten auf das gesunde leckere Essen wecken.
14,90 Euro / 18,63 SFr
ISBN: 978-3-95631-225-0
126 Seiten
Deutsch-Türkisch
Paperback
337 g
20 - 27 cm
Erscheinungsdatum: 21.08.2015
Auch als Ebook erhältlich (9,90 Euro)

Zur Leseprobe>> shaker-media.eu

Söyleyecek Sözün Varsa Susmamalısın

Berlin'de yaşayan Türk yazar Nesrin Kişmar, kitaplarında Almanya'daki Türklerin hikayesini anlatıyor.

Nesrin Kişmar kimdir?
1973 İzmit doğumluyum. 1994 yılından beri Almanya'nın Berlin şehrinde eşim ve dört çocuğum ile yaşamaktayım.
Kitap yazma fikri nasıl doğdu?
Bugün yaşları 18 ve 16 olan iki büyük oğlumu büyütürken onlara masallar, hikayeler okumak, aynı masal ve hikayeleri bazen Türkçe bazen Almanca okumak istedim. O dönemlerde iki dilli çocuk kitapları ya azdı ya da bugünki gibi internet ortamı olmadığı için ulaşmamız mümkün değildi. Çocuklarımla bir alışveriş merkezine gezmeye giderken mutlaka kitapçılara girerdik. İngilizce - Almanca ya da Fransızca - Almanca çocuk kitapları olsa da Türkçe-Almanca çocuk kitabına hiç denk gelmemistik. Bu durumu garipserdim, çünkü Almanya'da çok fazla sayıda Türk kökenli gurbetçi yaşıyordu. Kitapçılarda gezinirken bulduğum Türk yazarlarının çeviri kitaplarını yazarlarımıza destek olmak amacı ile mutlaka alırdım. Bu şekilde zamanla kütüphanemde kendime ait güzel bir arşivim oluştu. Çeviri kitapları okurken hem almancamı geliştiriyor, hem de bizi anlatan hikayeleri romanları okuyarak memleket hasretimi gideriyordum. Zamanla çeviri yapmaya özel bir merak geliştirdim ve masal çevirileri yapmaya başladım. Üçüncü ve dördüncü çocuklarım dünyaya geldiğimde onlara okuyabileceğim iki adet iki dilli masal kitabım vardı. "Märchenküche" ve "Liebe wie das Salz" Shaker Media etiketiyle yayımlandı. "Märchenküche" (Masal Mutfağı) tanınmış alman halk masallarından bir seçki ve çocuklara özel tariflerden oluşuyor. "Liebe wie das Salz" (Tuz Kadar Sevgi) ise özellikle gurur duyduğum bir çalışma. Kitapta yer alan on adet Türk halk masalı almancaya ilk defa çevrildi. Kitabı renklendiren muhteşem çizimler aynı zamanda çocuk kitapları yazarı olan ressam Judith Crawford'a ait. 
Masal çevirileri bir dönem çok severek yaptığım bir uğraş olsa da artık kendi kurguladığım kendi kelimelerimle yazdığım hikayeleri anlatmak istiyordum. Çok uzun bir zamandır içimde büyüyen bir yazma isteğiydi bu. Bugün burada olmam, bu hayatı yaşamam tesadüf değil, ben hikayeler yazmalıyım diye düşünüp dururdum. En çok da ailemin göç hikayesini anlatmak isterdim. Aslında çok farklı, ilginç, herkesinkinden başka bir hikayemiz yoktu, ama işte özel olan da buydu. Sıradan insanların sesi olmalıydım. Şu veya bu sebepten memleketinden uzaklara düşmüş, yabancı bir ülkede yaşam mücadelesi veren, kültürünü yaşatmak isterken kayıplara uğrayan insanların hikayelerini anlatmak istedim. Romanlarımın kahramanlarını memleketini kültürünü seven ve yaşatan, aynı zamanda yaşadığı ülkenin kanunlarına, gelenek göreneklerine saygılı insanlar olarak hayal ettim. 
Kendi çocuklarımın iki kültür arasında yetişme süreçlerine tanıklık ederken ileride yazacağım romanlar için de farkında olmadan malzeme topluyordum. İlk romanım olan "Arda und der Spuk von Tegel" bu birikimin sonucu oldu ve arkası geldi. Kitabın kahramanı olan Arda onbir yaşında Berlin-Tegel'de yaşamakta olan Türk kökenli bir çocuktur. En iyi arkadaşı Lennard ile yaz tatilinde yaşadıkları bölgede bisiklet turuna çıkarken efsanelere konu olan hayalet söylentilerinin peşine düşerler. Arda ve Lennard'ın arkadaşlığı özünde Türk-Alman dostluğunu, farklılıklarımızla birlikte tolerans ve saygı ile birlikte yaşamanın mümkün olduğunu simgeler. İkinci romanım "Arrangierte Ehe" (Türkçe orjinali "Nazende Sevgilim") ise adından anlaşılacağı üzere görücü usulü evliliğin günümüzde ne şekilde uygulandığını konu etmektedir. Romanın ana karakteri Demet yirmiiki yaşında sosyal hizmetler eğitimi almış ve Berlin'de bir Türk alman hasta bakımevinde çalışmaktadır. Annesi ve babasını hiç tanımayan Demet'i anneannesi Perihan binbir emekle büyütmüştür. Selim Serter hoteller zincirinin tek varisidir. Alzheimer hastası olan annesi Jasmin'i tedavi için Almanya'ya getirdiğinde yanlarında çalışmaya başlayan Demet ile yolları kesişir. Jasmin unutmak istediği geçmişindeki sırdan kaçamaz. Genç kız hastasına yardım etmek ister. Oysa ki kendi geçmişinde de ne olduğunu çözemediği bir sır vardır. Hayat karşısına gerçek aşkı çıkardığında da geçmişindeki sır peşini bırakmaz. 

Şu ana kadar yayınlanmış tüm kitaplarım Almanya'da Amazon ve diğer bilinen tüm kitabevlerinden sipariş edilebiliyor. 

Nesrin Kişmar bugün ne işle uğraşıyor?

Yazmaya devam ediyorum. Yeni romanımın lektoratı yapılmakta. Bu yıl içerisinde yayınlanabileceğini umuyorum. Konum yine Almanya'daki Türkler. Fakat her kitapta başka karakterler, başka hikayeler var ve öyle olmaya devam edecek. Çok eskiden izlediğim bir filmdeki bir replik beni oldukça etkilemişti ve yazma serüvenimde yol göstericim oldu: "Söyleyecek sözün varsa susmamalısın"
Kaynak: Arti49.com
25.01.2019