Berlin'de Sonbahar romanının yazarı Defne Seidel ile bir Söyleşi


Son zamanlarda oldukça güzel bir esere rastladım. “Berlin'de Sonbahar” Kitabın ismi romantik bir hikayeyi çağrıştırıyor. Hepimiz bu güzel eseri ve yazarını tanımayı hak ediyoruz. İşte sizlerin de tanımaktan keyif alacağı yazarımız Defne Seidel.

Defne Hanım sakıncası yoksa ben bu güzel sohbetimize iki ana kadın karakterinizin karşılaştığı anda fonda çalan Nazende Sevgilim şarkısı da eşlik etsin istiyorum. Berlin sokaklarının en sevilen cafesindeyiz. Soğuk olsa da sıcacık birer kahve söylüyoruz.
Tabii, çok güzel olur.

Defne Hanım söyleşimize geçmeden önce davetimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. (Sıcacık kahvelerimizden birer yudum alıyoruz.)
Ben de teşekkür ederim bana güzel Berlin gününde eşlik ettiginiz için ...

Defne Seidel'i tanımak için sabırsızlanıyoruz. Herkesin bir hikayesi vardır. Sizin hikayeniz nedir?
Türkiye’de doğdum. Doğduğum topraklar karakterim; benim dediğim herşeyi etkiledi. Kültür ve anane adına bildiğimi düşündüğüm ne varsa benimle bir yoğruldu. İbni Haldun’un da dediği gibi “Coğrafya kaderindir.”

Haklısınız ben bazen şöyle de diyorum: “Üslubun kaderindir” Lütfen devam edelim.
Evlenip Almanya’ya taşındım. İnsan bir yere taşınınca sedece fiziksel olarak bir taşınma olmuyor. Önce zihniniz zincire bağlanmışçasına sizi prangalıyor. Bildikleriniz yapageldikleriniz sıfırlanıyor. Gurbet insanı güncel deyimle “resetler”. Türkiye’de yarım bıraktığım bir eğitim süreci de buna eklenince uzun süre değişimin sindirilmesi için emek verdim. Öğrenme ve kendini geliştirme merakım beni zinde tuttu. Ama öyle ya da böyle günler yıllar geçip yaş 35'e dayanınca hayatı algılayış şeklimde bir değişim olduğunu fark ettim.
Zamanımı daha bilinçli kullanmaya karar verdim.

'Akıllı insan zamanı iki kere kullanır' diye bir söz duymuştum ne kadar da doğru imiş.
Evet, bildiklerimi paylaşmak için bir yöntem seçmem gerekiyordu. Çocukluk ya da gençlik hayallerinin peşinden koşabildiğiniz kadar şimdiyi biçimlendirebiliyorsunuz. Ben aslında Gastarbeiter (İşçi Ailesi) çocuğuyum o yüzden göç kavramı ile büyüdüm. Gidip-gelmeler, uzak mesafeler, mektupların içerisine iliştirilmiş fotograflar, tanıdıklar için binbir zahmetle hazırlanmış hediyeler...Hepsi gurbete özleme dair...

Neden yazmak istediğiniz sorusunu düşündünüz sanırım. Galiba yazmak sizin için bir tohum olup birlikte büyümüşsünüz?
Çocukluk hayali ya da verdiğiniz sözde mutabık kalmak deyin benimkine... Yazmak istiyordum mümkünse de başka bir dile çevirmek....

Neyi yazmak istediniz?
Bu kısımın oturması sanırım biraz uzun sürdü. Karar vermek her zaman kolay değil.
Anlıyorum.
Önceleri ailemin göç hikayesini kaleme almak istedim. Bildiklerim diğer insanların bildiklerinden daha farklı değildi. Çocuksu bir macerayla harmanlanmış olan ilk kitabımı yazdım. O zaman anladım ki yazmayı istemek yeterli değilmiş. İlhamı da beklemeliymişsiniz. Ne yapalım bekledim ben de...

İlk kıvılcımlar nasıl oluştu peki? Gerçekten yazarların böyle zamanları beklediğini söylemesi doğru o zaman. Bazen gizem merakın esiri yapıyor bizleri. Yazmak büyülü birşey olsa gerek.
Hem de nasıl! Daha önce çocuklar için küçük öyküler hazırlamıştım ama roman bambaşka bir işe soyunmak demekti. Yürümek benim için bir terapidir çoğu zaman ...Yürümek saatlerce...Yine böyle bir gün sokalarda yürürken “Berlin'de Sonbahar"ın ana fikri belirdi. İnanın o günlerde, 'Ne yapabilirim?Nasıl yazabilirim?' diye düşünmekten beynim zonkluyordu.

Oldukça sancılı bir süreç olsa gerek...
Ana fikrin yerleşimini yaptıktan sonra ayrıntıları yerleştirmek hikaye gelişimine bıraktığım bir şey oldu. İlk heyecanı attıktan sonra herşey daha farklı yapılaşmaya başlıyor. Açıklaması zor olsa da ana hatlarını ya da tümünü bilerek yazdığınızı söyleyebilirim. Beyninizle gördüğünüz haritayı elinizle çizmek gibi. Geçişleri sanki zihninizde başka insanlar yapıyormuş gibi geliyor duyunca ama değil hepsi sizsiniz .... Son noktayı koyduğumda 'Bitti,' dedim. Bunu anlatmak istedim.

Klasik bir soru olacak ama kitapta Defne Seidel'i de bulacağız o zaman... Kurgu kadar sizin de izlerinizi görebileceğiz.
(Gülümsüyor) Türlü anlatımlar olsa da bir yazarın eseri o yazarın her halinin çıktısı olmadığını düşünmek ezbere bir yaklaşım olur. O yüzden benim his dünyam, duygularım hayata bakış perspektifim kitaba olduğu gibi aktı. İlerleyen yazma serüvenimde ise dramı denemek istiyorum.

Yeni şeylerin tasarım kokusunu alırım sanki ...
Hayat akıyorsa bir ucundan tutmamak olmaz değil mi?

Bildiğim kadarı ile çocuklar için hazırlamış olduğunuz kitap, gençlere dönük başka bir çalışma ve Berlin'de Sonbahar. Şimdi nasıl bir şeyler planlıyorsunuz? İşin aslı Berlin'de Sonbahar ile okuyucularınızın ağzına bir parmak bal çalmış olduğunuzu düşünüyorum.
Hedefim hayatın daha karmaşık ve dramatik yönlerini ele almak. İyi bir gözlemci olduğuma inanıyorum. Yazdığınız herşeyi yaşamış olamazsınız. Yazarken çokça düşünüyorum. Her adımın gerçekçi bir efekt oluşturması için emek veriyorum.

Yazar ile okuyucuyu ayıran nokta burası sanırım. Okuyucular gerçekle kıyaslıyor okudukları herşeyi uyuşmazlık ise sanırım beğenilmemenin temel sebebi....
Samimiyet ve içtenlik bir yazar için önemli duygular. İçinde yaşadığı topluma ayna olabilmek eğrisi ile doğusuyla gerçeği yansıtmak... Romanımı okuyanlardan en çok duyduğum sorulardan bir tanesi kimden esinlendiğim yönünde... Berlin'de Sonbahar'ın karakterleri kurgu ve yaşadıkları olaylar hayal ürünü, sadece mekanlar gerçek.

Karakterlerinizi bilmem ama ben sizinle birlikte eserinizi okurken Berlin sokaklarında dolaştım. Açıkça şunu söylemek isterim ki, Berlin’i o bilinen şanından kurtarmışsınız. Başka bir gözle izledim Berlin’in o geniş sokakları, tarihi, geçmişin izi mana değiştirdi.
Ne mutlu bana çünkü benim gözümdeki Berlin böyle idi ... Demet’in Berlin’i....

Hala böyle Demet gibi insanların varlığını bilmek sanırım yaşadığımız dünyayı daha güzel ve masum kılıyor.
Siz de bilirsiniz Berlin nam-ı diyar Küçük İstanbul! Türklerin yoğun olarak yaşadığı Avrupa'nın nadide şehirlerinden...Bizim Berlin’imiz.

Romanızın iki dilde yayınlanmış durumda, Türkçe ve Almanca. Ana dilinizde hazırladığınız, peki çeviri fikri, gelişimi nasıl oldu?
Kitabın Almanca çevrisine kendim başlamaya karar verdim başlarda, ama ikiyüzelli sayfalık bir metin gözümde büyüdükçe büyüdü ve korkuttu beni. Planlar hazırladım çeviriyi kolaylaştırmak için, iki dile de hakim olan arkadaşlarımla çeviriyi kontrol ettik. Epey yorucu bir süreçti.

İnanın ben buna değdini düşünüyorum. Zira anlaşılabilmek bazen zahmetli oluyor ama sizin ki tam çılgınlık hem yazıp üstüne birde çeviri yapmak, tebrik ederim.
Farklı dillerde okuyucularınız tepkileri ortak mı yoksa her kültür kendine göre mi özümseme yapıyor...
Tepkiler, dikkat edip bana sorulanlar Alman ve Türk okuyucularım için bambaşka...Her insan kendi hassasiyetlerine göre bir yaklaşımda bulunuyor...

Kitabınıza dair ben de şunları söylemek isterim.Yakın zamanda Türk kültürüne has yansımasının bu kadar gerçekci olduğu bir eser okumamıştım. Sanırım böylesi kendimize ait bir esere ihtiyacımız varmış. Kaleminize ve size bize bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Son sözlerinizi alalım.
Aslolan hayattır, yazmak hayata ayna tutmak, hayatın aynadan yansıyan aksini izlemek... Yazarın hayattaki duruşuna ve hayata bakışına göre yansımalar değisir ve farkli hikayeler ortaya çıkar...


                                                                Defne Seidel -Neslihan Aytaç Röportajı
                                                                           
                                                                              12.11.2019 - Berlin